Mehmet Gökçen

HANCI ŞİİRİNE BİR BAKIŞ

31 Ekim 2011, 09:12

Mehmet Gökçen



       BANA GÖRE

MEHMET GÖKÇEN

     

                                 HANCI ŞİİRİNE BİR BAKIŞ

          1950’li – 1960’lı yıllarda şiirden hoşlanan orta öğrenim (ortaokul – lise) öğrencisinin beğendiği şiirleri derlediği şiir defterlerinin hemen hepsinde Bekir Sıtkı ERDOĞAN’ın HANCI – KIŞLADA BAHAR ve MARYA adlı şiirleri vardır. HANCI şiirinin esas adı “BİNBİRİNCİ GECE” olmasına rağmen “HANCI” adıyla şöhret yapmıştır:

 

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı

Şuraya, bir yatak ser yavaş yavaş…

Aman karanlığı görmesin gözüm!

Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş.

 

Sıla burcu burcu, ille ocağım,

Çoluk çocuk hasretinde kucağım…

Sana her şeyimi anlatacağım,

Otur başucuma, sor yavaş yavaş.

 

Güç belâ bir bilet aldım gişeden,

Yolculuk başladı Haydarpaşa’dan!

Hancı n’olur elindeki şişeden,

Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş.

 

Ben o gece hem ağladım hem içtim,

İki gün diyardan diyara uçtum…

Kayseri yolundan Niğde’yi geçtim;

Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş…

 

Garibim; her taraf bana yabancı,

Dertliyim; çekinme doldur be hancı!

İlk önce kımıldar hafif bir sancı,

Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş.

 

Bende bir resmi var, yarısı yırtık,

On yıldır evimin kapısı örtük!

Garip, bir de sarhoş oldu mu artık,

Bütün sırlarını der yavaş yavaş.

 

İşte hancı! Ben her zaman böyleyim,

Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim!

Kaldır artık, boş kadehi neyleyim,

Şu benim hesabı gör yavaş yavaş…

 

          1926 Karaman doğumlu olan şair, Kuleli Askeri Lisesinden sonra Kara Harp Okulunu bitirmiş, Ankara’da olduğu dönemde Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne de devam edip buradan da mezun olmuştur. İstanbul Heybeliada Deniz Lisesi’nde ve birkaç lisede daha Edebiyat öğretmeni olarak görev yapmıştır.

          Hancı şiiriyle Bekir Sıtkı ERDOĞAN ismi adeta eşleşmiş, HANCI şiiri şaire çok iyi bir ün, bir şöhret kazandırmıştır.

 

          Hocam, Merhum Mehmet KAPLAN  “Şiir Tahlilleri 2” kitabında: “BİNBİRİNCİ GECE” Gerek şekil, gerek muhteva bakımından Halk şiirinin bir devamı gibi gözükmekle beraber, alelâde bir taklit değil,  yeni ve okuyucuda güzellik duygusu uyandıran bir şiirdir. Bekir Sıtkı Erdoğan bu şiirinde gelenekle mükemmel hale gelmiş unsurları kullanarak yeni bir eser vücuda getirmiştir” diyor.

 

          Gurbet duygusu Halk Edebiyatında eskiden beri işlene gelmiş bir konudur. Yalnız bu şiirde yeni olan gurbet duygusunun ifade ediliş biçimidir. Şair bu şiirde genellikle 6+5 hece veznini kullanmakla beraber bazı mısralarda duraklar farklı farklı kullanılmıştır. Dil doğal konuşmaya yakın ifadelerle kullanılmaktadır. Bazı mısralarda duraklar tamamen kaldırılmıştır. Halk şiirinde bu değişiklik pek olmaz. Bu şiirde değişiklikler şiire zenginlik kazandırmıştır:

                  Gurbetten gelmişim + yorgunum hancı      6+5=11

                  Şuraya bir yatak + ser yavaş yavaş               6+5=11

                  Çoluk çocuk + hasretinde + kucağım           4+4+3=11                  

                  Ben o gece + hem ağladım + Hem içtim      4+4+3=11

 

          Çevre Halk şiirinde önemli bir yer tutar. Ancak bu şiirde mekân ve eşya bir gerçeklik, yaşanmış bir hikâye duygusunu veriyor.

 

                  Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı

                  Şuraya, bir yatak ser yavaş yavaş…

                  Aman karanlığı görmesin gözüm!

                  Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş.

          Şiirin kahramanı uzaktan gelmiştir, yorgundur; yatıp uyumak ister. Karanlıktan korktuğu, ya da hoşlanmadığı için pencerelerde asılı olan beyaz perdelerin gerilmesini ister. Aynı dönemin bir başka şairi Necip Fazıl KISAKÜREK “KALDIRIMLAR” adlı şiirinde:

                 Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim,

                 Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.

                 Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim,

                 Örtün üstüme, örtün serin kaldırımları.

Diyerek, gündüzlerden, aydınlıklardan kaçarak karanlıklara kucak açmaktadır.

 

                Sıla burcu burcu, ille ocağım,

                Çoluk çocuk hasretinde kucağım…

                Sana her şeyimi anlatacağım,

                Otur başucuma, sor yavaş yavaş.  

Şiirdeki kahraman, sılayı özlemiştir. Gurbet canına tak etmiştir. Ana ocağı ve çoluk çocuk hasretiyle yanmaktadır. Bunu birine anlatma, deşarj olma ihtiyacı duymaktadır. Bekir Sıtkı’nın çağdaşı olan Faruk Nafiz de “Han duvarları” adlı şiirinde: 

                Ben garip çizgilerle uğraşırken baş başa,

                Rastlamıştım duvarda bir garip arkadaşa…

                                            “On yıldır var ayrıyım Kınadağı’ndan

                                             “Baba ocağından, yâr kucağından                            

                                             “Bir çiçek dermeden sevgi bağından

                                             “Huduttan hududa atılmışım ben

Mısralarıyla Maraşlı Şeyhoğlu’nun sıla özlemini, baba ocağına, yuvaya hasretini dillendirmektedir.

                 

 

 

                 Güç belâ bir bilet aldım gişeden,

                 Yolculuk başladı Haydarpaşa’dan!

                 Hancı n’olur elindeki şişeden,

                 Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş.

          Yolcu, hancıya nereden geldiğini, yolculuğunun Haydarpaşa demir yolları istasyonundan başladığını, acısının büyük olduğunu, ıstırabının yatışması için birkaç kadeh daha içmek istediğini anlatır ve devam eder:

                Ben o gece hem ağladım hem içtim,

                İki gün diyardan diyara uçtum…

                Kayseri yolundan Niğde’yi geçtim;

                Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş…

Yolcumuz İstanbul’dan Kayseri’ye, oradan Niğde’ye ve Niğde üzerinden Bor’a doğru yol kat etmektedir. Faruk Nafiz ÇAMLIBEL de Edebiyat öğretmeni olarak Kayseri Lisesine atanmıştır. Göreve giderken yaptığı yolculuğu “HAN DUVARLARI” şiirinde anlatıyor. Şair HANDUVARLARI şiirinin kahramanını Ulukışla yoluyla Niğde’ye oradan da Kayseri’ye getiriyor. İki yolcunun birbirine ters yönde yol kat etmelerinin sebebi, birinin demir yoluyla, diğerinin kara yoluyla seyahat etmesidir. O yıllarda Ankara’dan Kayseri’ye karayoluyla gitmenin yolu ancak Ulukışla üzerinden mümkündü. Faruk Nafiz’in aşağıdaki beyitlerinde bu durum açıkça görülmektedir:

               Gidiyordum, gurbeti gönlümde duya duya,

               Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.

               …..

               Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…

               Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,

               …..

               Bir sarsıntı… Uyandım uzun süren uykudan;

               Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.

               Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,

               Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu.

               …..

               Gönlümde can verirken köye varmak emeli

               Arabacı haykırdı: “İşte Arablı beli!”  

               …..

               Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık,

               Bir handa,  yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.

               …..

               Arabamız tutarken Erciyeş’in yolunu:

               “Hancı, dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu” 

Bu mısralar 1930’lu-1940’lı yıllardaki Anadolu’nun ekonomik ve sosyal yapısını gözler önüne sererken bu Milletin, Atatürk önderliğinde hangi imkânsızlıklar içinde, yeniden bir devlet yarattığının bir bakıma ifadesidir.         

 

                  Garibim; her taraf bana yabancı,

                  Dertliyim; çekinme doldur be hancı!

                  İlk önce kımıldar hafif bir sancı,

                  Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş.   

 Sıkıntılarını anlatırken yolcuyu gurbet, yalnızlık ve efkâr basıyor. Yine anlatmaya devam ediyor:

                  Bende bir resmi var, yarısı yırtık,

                  On yıldır evimin kapısı örtük!

                  Garip, bir de sarhoş oldu mu artık,

                  Bütün sırlarını der yavaş yavaş.

Yolcu öyle bunalmış ki, biraz da içki alıp sarhoş olmaya başlayınca bütün sırlarını ortaya dökmektedir. Özeli, geneli ayırt etmemektedir.

 

                  İşte hancı! Ben her zaman böyleyim,

                  Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim!

                  Kaldır artık, boş kadehi neyleyim,

                 Şu benim hesabı gör yavaş yavaş…

Gurbetin elinde savrulan yolcu içini dökerek rahatlamıştır. İçkisi de bittiğinden hesabı ödeyip istirahata çekilecektir. Uyandığında, yarın kim bilir onu nasıl bir efkâr, nasıl bir hasret saracaktır…

       

          Bekir Sıtkı ERDOĞAN, Yahya Kemal BEYATLI ve Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in etkisinde kalmış, hece vezni yanında aruz vezni ile de eserler vermiştir. Şairimiz halen İstanbul’da yaşamaktadır.

 

 

Yusuf Güler Yusuf Güler
'Çocuklarını Yurtdışında Okutanlar Bize Devlet Okulları Yeter Denilmesini İstiyor'
Prof.Dr. Ata Atun Prof.Dr. Ata Atun
Maraş Konusunun Perde Arkası
Burcu Köz Dilsiz Burcu Köz Dilsiz
Haberlerden Seçmeler
Yurdagül Beyoğlu Yurdagül Beyoğlu
Rum AGKARRA Grubu ve Derya
Ömer Öcal Ömer Öcal
Siyaset ve Tehlikeli Olaylar
Roza Kurban Roza Kurban
Kırım ve Rusya'nın İki Yüzlü siyaseti
Mehmet Gökçen Mehmet Gökçen
Kadına Adam gibi Davranmalıyız
Prof.Dr.Nurullah Çetin Prof.Dr.Nurullah Çetin
Yargı, Önce Kendini Yargılamaktır
Doç.Dr.Mehmet Akif Okur Doç.Dr.Mehmet Akif Okur
Kırım Türkleri Tarihi Bir Kavşakta: Nasıl Bir Strateji İzlemeliler?
Lütfü Şehsuvaroğlu Lütfü Şehsuvaroğlu
Allah Şeytanı Yarattı – Yaşasın Cehennem
Prof. Dr.İsmet Emre Prof. Dr.İsmet Emre
Aşk Bize Küserse Bir Daha Doğmaz Güneş
Prof.Dr. Volkan Akyol Prof.Dr. Volkan Akyol
Su Savaşları Kapıda
Ferin Batman Ferin Batman
10 Küçük Değişiklik ile 5 Kilo Verin
Süleyman Beledioğlu Süleyman Beledioğlu
Düşüncenin Gücü

HAVA DURUMU

Tüm videolar

  POLİSİN ACI SONU
 

POLİSİN ACI SONU

   
  Erdoğan'ın İddiası
 

Erdoğan'ın İddia

   
  GAZETEME EL KONULDU
 

GAZETEME EL KONULDU

   
  İlber Ortaylı Yorum
 

İlber Ortaylı Yorum