Prof.Dr.Nurullah Çetin

PROGRAMLANMIŞ ÇARESİZLİK MANKURTLUĞUNA İSYAN

05 Şubat 2011, 02:18

Prof.Dr.Nurullah Çetin



PROGRAMLANMIŞ ÇARESİZLİK MANKURTLUĞUNA İSYAN

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN

(ncetin64@hotmail.com)

 

Küresel emperyalizmin Türk milletini her yönden kontrol altına alarak onun üzerinde tam bir sömürge imparatorluğu kurabilmesi için uyguladığı birçok mankurtlaştırma yöntemi vardır. Bunlardan biri de yoğun propagandaya dayalı olarak oluşturduğu programlanmış çaresizlik güdüsüdür. Bu şu demektir: Küresel emperyalizm, basın yayın organları, siyasetçileri, yazarları, romancıları, sinemacıları, uzmanları, diplomatları, sivil toplum kuruluşlarıyla yoğun bir propaganda yaparak Türk’ün bütün kabiliyetlerini seferber edebileceği manevra alanını daraltır, Türk’ü son derece sınırlı ve dar bir alana mahpus ve mahkûm eder, kendini orada dönenip durmaya mecbur hissettirir.

 

Böylece Türk’ün sonsuzluğa açılan manevra kabiliyetini iğdiş eder, kadükleştirir, köreltir, uyuşturur, sindirir, mankurtlaştırır ve posa hâlinde bırakıverir. Yani gâvur, Türk’e kendini efendi olarak kabul ettirir, efendinin izin ve imkân verdiği oranda iş yapabileceğine inandırır. Böylelikle mankurtlaştırılan Türk, efendi gâvurun talimatlarına göre hareket etmeyi yegâne yaşama amacı bilir. Çünkü efendi gâvurun belirlediği alan dışında bir yaşama ve manevra alanı olduğunu bilmez, öylesine ibişleştirilmiştir.

 

Mankurtlaştırılmış Türk, özgürlük kavramına iyice yabancılaşmıştır. Müzminleşmiş bir bağımlı ve teslimiyetçidir. Mankurt Türk, efendi gâvur aklıyla devlet idare etmeye kalkar, efendi gâvurun verdiği bilgi, teknik, strateji ve paraya bağımlı olarak yaşamaya başlar. Efendi gâvur kızdığı zaman korkar, efendi gâvur aferin oğlum iyi gidiyorsun, devam et dediği zaman sevinir, mutlu olur. Efendi gâvur yat der yatar, kalk der kalkar. Efendi gâvur ne derse onu yapar. Kendisini efendi gâavurun yap dediklerini yapmakla memur hisseder, yapma dediklerini yapmamakla mükellef kılar. Mankurtluk ruh hâli budur. Zillet ki ne zillet!... Allah düşmanımızın bile başına vermesin.

 

Programlanmış çaresizlik olgusu için verilen yaygın bir örnek vardır. O da şudur: 50 santimetre yüksekliğe zıplama kabiliyetine sahip olan pire, 30 santimetre boyunda bir kavanoza konur ve kapağı kapatılır. Kavanoza hapsedilen pire zıpladıkça kapağa çarpar ve geri düşer. Böylelikle uzun süre kavanozda bırakılan pire, sadece 30 santimetre zıplayabilecek bir duruma gelirmiş. Dışarı çıkınca da artık 30 santimetreden fazla zıplayamazmış. Diğer pireler de ona bakarak onlar da o kadar yükseğe zıplayabilirlermiş.

Şimdi bu örnekten hareketle Türk milletinin programlanmış çaresizliğe mahkûm edilerek nasıl mankurtlaştırıldığını görelim.

 

Her insan gibi Türk’ün de büyük idealleri, yüksek hedefleri, büyük işler başarma azmi, zıplayabildiği kadar yükseğe zıplama arzusu ve kabiliyeti, maddede ve manada, ilimde ve sanatta, teknikte ve siyasette yani her alanda uçsuz bucaksız yüksekliklere çıkma, zıplama, sürekli gelişme ve ilerleme, devamlı atılımlarla büyük işlere, büyük başarılara imza atma kabiliyeti, azim ve iradesi vardır. Ancak özellikle bugün için Avrupa Birliği ve Amerika’dan oluşan küresel emperyalizmin belirlediği siyasi, idarî, ekonomik, kültürel, bilimsel çerçeve içine yani dar bir kavanoza hapsedilen Türk, ancak kendisine izin verilen dar alanda hareket edebilme yeteneğiyle sınırlı bir gelişim gösterebilmektedir.

 

Siyaseti, idaresi, ekonomisi, bilimi, sanatı, basın yayın organları, sokağı, şehri, köyü, tarlası, madeni her şeyi hatta ruhu, kalbi, gönlü, gözü ya doğrudan doğruya küresel emperyalizm ya da onların yerli işbirlikçileri, taşeronları, sözcüleri, uygulama memurları tarafından teslim alınmış Türk, kendisini etrafı sarp dağlarla çevrilmiş Ergenekon hapsinde gibi hissetmekte, adım atacak alan bulamamakta, hücre hapsinde gibi olduğu yerde dönenip durmaktadır. Her türlü emperyalist bukağıyla sımsıkı kuşatılmış Türk’ün, bu durumda gelişim kabiliyetleri körelmekte, gâvurun eline, ağzına, keyfine bakar hâle gelmekte, gâvurun himmetine, insafına, lütfuna, yardımına muhtaç duruma düşmektedir. Bu da aslan olacak yavrunun kediye dönüştürülmesi ve sünepe bir yapıya indirgenmesi yani mankurtlaştırılması demektir. Bütün gelişme ve ilerleme kabiliyetleri söndürülmüş, köreltilmiş Türk, zavallı bir mankurt hâlinde orta yerde bırakılmakta ve çürümeye, ölmeye, yok olmaya terk edilmektedir.

 

Siyaseti, parası, tekniği, bilimi, kültürü, sanatı, iş alanları, fabrikası, basın yayın organları; her şeyi büyük ölçüde yabancıların eline teslim edilmiş bir Türkiye’de Türk, kendi vatanında yabancının esiri durumuna düşürülmekte ve mankurtlaştırılarak sersemletilip yok edilmek istenmektedir.

 

O hâlde ne yapmalı? Biz, bizi kuşatan, kıstıran demirden dağlarla çevrili ergenekon hapishanesini eritmiş, göçürmüş bir milletiz. Millî Mücadeleyle gâvurun demirden, çelikten, uçaktan tanktan, bombadan, tüfekten, modern silahlarla mücehhez ordulardan örülü sarp dağlarını imanımızla eritip özgürleşmiş bir milletiz.

 

Yani Allah’a olan sonsuz imanımızla, kendimize olan millî özgüvenimizle küresel emperyalizmin bütün mankurtlaştırıcı bukağılarını paramparça ederek önce ruhumuzu, kalbimizi, zihnimizi sonra paramızı, ekonomimizi, kültürümüzü, sanatımızı, siyasetimizi özgürleştirerek bütün bu kurumsal yapılarımızı, maddi ve manevi değerlerimizi tamamen kendimize has kılarak, kendi elimizle gâvura teslim ettiğimiz bu değerlerimizi yeniden kendi kontrolümüze alarak mankurtluk deli gömleğini yırtıp atarak özgür, asil, her anlamda tam bağımsız hür bir Türk milleti olarak yolumuza devam edeceğiz.

 

Müslüman Türk kimliğimizle yeniden tarihin oyun kurucu bir milleti olma inancımızı, azim ve kararlılığımızı, şevk ve cehdimizi yeniden kuşanacağız. Bundan böyle bizim manevra alanımızı ne Avrupa Birliği, ne Amerika, ne de onların yerli işbirlikçisi olan kozmopolit, Ermenici, Kürtçü, liberal, komünist bilmem ne ibişleri belirleyecektir. Türk’ün bütün kabiliyetlerini sergileme alanını yine kendisi belirleyecektir. Bugün Türk milleti, kendi vatanında elinden her şeyi alınarak küresel emperyalizm tarafından daracık bir kavanoza hapsedilmiş ve o dar alanda zıplayıp durmaktadır. İçine mahkûm edildiğimiz bu kuşatılmışlık, yılgınlık kavanozunu paramparça etme iradesini ortaya koyacak Türk ayağa kalkmalıdır. En gür sesiyle varoluş iradesini beyan etmeli, haykırmalıdır. Ya bu pis kavanozda çürüyüp gideceğiz ya da gâvurun bu hapishanesini paramparça edip özgür dünyamızı yeniden inşa edeceğiz.

 

Şimdi bütün Türk gençliği sessizce yan yana geliyor, Müslümanlık ve Türklük ekseninde saflarını sıklaştırıyor, sakin ama vakur, asil ve onurlu bir dayanışma ruhu içinde kol kola, sırt sırta vererek bütün enerjilerini birleştiriyor. Millî bilinç enerjisi birikmesi yaşanıyor. Bu büyüyen Türk enerjisi, bizi kıskıvrak hapseden emperyalist kavanozu parçalayacak dereceye ulaşmak üzere. Türk’ün yasal demokratik sınırlar içindeki hak ve hukuka bağlı enerji patlaması, özgürlüğünü getirecektir. Zihinsel özgürlük başladı mı diğer alanlarda da özgürleşme hızla devam eder. Hiçbir şeyi kırıp dökmeden, medenîce, demokratik sınırlar içinde sessizce millî bilinç devrimi her şeyi hâlledecektir. Türk’ün millî birlik enerji birikimi, devletini, topraklarını, işletmelerini, para toplayan ve dağıtan kurumlarını, iç ve dış güvenliğini, kendi kültürünü, sanatını, kendi geleneklerini, göreneklerini, örf ve âdetlerini, kendi yaşama düzenini, kendi millî kurumlarını, kendi bağımsız siyasi iradesini geri alacaktır.

 

İnanıyorsak yaparız, başarırız ve üstün oluruz. İş o kadar da zor değil, son derece basittir. Tarih boyunca bunun yüzlerce denemesini yaptık, başardık yine başarırız. Tabii özgüvenimize eklemlenen Allah’ın tevfiki olmak kaydıyla. Yani Allah’a olan sonsuz iman ve kendimize olan millî özgüven terkibini hep koruyarak.

 

Yusuf Güler Yusuf Güler
'Çocuklarını Yurtdışında Okutanlar Bize Devlet Okulları Yeter Denilmesini İstiyor'
Prof.Dr. Ata Atun Prof.Dr. Ata Atun
Maraş Konusunun Perde Arkası
Burcu Köz Dilsiz Burcu Köz Dilsiz
Haberlerden Seçmeler
Yurdagül Beyoğlu Yurdagül Beyoğlu
Rum AGKARRA Grubu ve Derya
Ömer Öcal Ömer Öcal
Siyaset ve Tehlikeli Olaylar
Roza Kurban Roza Kurban
Kırım ve Rusya'nın İki Yüzlü siyaseti
Mehmet Gökçen Mehmet Gökçen
Kadına Adam gibi Davranmalıyız
Prof.Dr.Nurullah Çetin Prof.Dr.Nurullah Çetin
Yargı, Önce Kendini Yargılamaktır
Doç.Dr.Mehmet Akif Okur Doç.Dr.Mehmet Akif Okur
Kırım Türkleri Tarihi Bir Kavşakta: Nasıl Bir Strateji İzlemeliler?
Lütfü Şehsuvaroğlu Lütfü Şehsuvaroğlu
Allah Şeytanı Yarattı – Yaşasın Cehennem
Prof. Dr.İsmet Emre Prof. Dr.İsmet Emre
Aşk Bize Küserse Bir Daha Doğmaz Güneş
Prof.Dr. Volkan Akyol Prof.Dr. Volkan Akyol
Su Savaşları Kapıda
Ferin Batman Ferin Batman
10 Küçük Değişiklik ile 5 Kilo Verin
Süleyman Beledioğlu Süleyman Beledioğlu
Düşüncenin Gücü

HAVA DURUMU

Tüm videolar

  POLİSİN ACI SONU
 

POLİSİN ACI SONU

   
  Erdoğan'ın İddiası
 

Erdoğan'ın İddia

   
  GAZETEME EL KONULDU
 

GAZETEME EL KONULDU

   
  İlber Ortaylı Yorum
 

İlber Ortaylı Yorum