| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
1.5 MİLYON ERMENİ ÖLMEDİ, LİSTE ELİMİZDE!Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu, Varan Haber'e çarpıcı iddialarda bulundu!
Her yıl nisan ayı yaklaştığında Erenilerin sözde soykırım iddiaları nedeniyle Türkiye ecel terleri döküyor. İşlemediği bir suçtan dolayı yargılanıyor. Türkiye bu konuda neden yalnız kalıyor. Müttefik olarak gördüğümüz ülkeler neden kendi yaptıkları soykırımları gündeme getirmiyorlar da Türkiye'yi işlemediği bir suçtan dolayı yargılamaya kalkıyorlar? Son yıllarda Ermeni iddiaları üzerine çok önemli bilimsel çalışmalar yapan Türk Tarih Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Varan Haber Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Güler'in sorularını yanıtladı. Ermeniler Sözde soykırım iddialarını sürekli gündeme getiriyorlar, gerçekten böyle bir durum var mı, ya da Ermeniler masum masum dururken mi Türkler gelip bunları katletmiş, bu işin aslı nedir? Ermeni soykırım iddialarını sürekli olarak Türklere yamamaya çalışıyorlar. 1915 yılarında soykırım kelimesi yoktu. 1948 den sonra bu sözcük ortaya çıktı. 1951-1952 yıllarında yasalaştı. Meydana gelen olayların soykırım olduğunu iddia ediyorlar. Gerçekte böyle bir şey olup olmadığını biz hem omsalı arşivlerinde hem de yabancı arşivlerde ciddi bir şekilde araştırdık. Gördük ki aslında tam tersine Ermeni kafilelere hayatta kalmalarını sağlamak amacıyla günlük yevmiyeler verilmiş. Ayrıca yardım kuruluşlarının yardım etmelerine bizzat Talat paşa tarafından izin verilmiş. Hastaneler açılmasına yardım edilmiş. Ermeni kafilelerine saldıranlar mahkemeye çıkarılmış ve yargılanmıştır. Bunların içinde ağır cezaya çarptırılanlar ve idam edilenler bile var. Zaten uluslar arası hukuka bakıldığında suçlular cezalandırılmış. Bu durum bu işin devlet eliyle olmadığını gösteriyor. Madalyonun diğer yönüne bakmak lazım Osmanlı Devleti bu insanları durup dururken mi nakletti? 650 yıllık büyük Osmanlı Devleti en güçlü olduğu dönemde dahi Ermenilere en küçük bir baskı yapmamıştır. Dolayısıyla bir milletin ortada hiçbir kin duygusu olmadığı bir anda birden bire o topluluğu öldürmelerini nasıl açıklayabilirsiniz, bu mümkün değil. Burada batının yaptığı propaganda ve açtıkları okullarda bir takım militan yetiştirme gibi önemli çalışmaları var. Bunların sonucunda Hınçak, Taşnak gibi teşkilatlar kurulmuş. Bu teşkilatlar ellerine silahları almış ve 1895’ ten itibaren isyan etmeye başlamışlar. Van, Adana, Zeytun isyanlarına girişmişler. Padişah II. Abdülhamid’in arabasına bomba koyarak ona suikast yapmışlar. Osmanlı Bankası baskınını yapmışlar. Bütün bunları düşünürseniz Ermenilerin neler yaptığını görmekteyiz. Özellikle Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına girdiğinde Rus ordularında gönüllü 40 bin Anadolu Ermeni’si vardı. İngiliz ordusunda 8 bin. Fransız Cumhuriyet Ordusunun Osmanlıya karşı savaşan askerlerinin yarsına yakını Ermeniydi . Bunlar kendi arşivlerinde kendi imzalarını taşıyor. Anadolu’daki kiliseleri o dönemde silah deposu haline getirmişler. Dolayısıyla durup dururken bu olaylar gerçekleşmemiş Osmanlı Devletine ihanet etmiş, Ermenistan kurmak isteyen bir grubun Osmanlı Devleti dört cephede savaşırken arkadan vurmak istemesi nedeniyle tehcir (göç) gerçekleşmiştir. Padişah bir gün konuşmasında sadık tebamdan Ermeniler sözünü kullanmış daha sonra bu abartılarak Ermeniler sadık millet, milleti sadıka olarak uydurulmuş. Ermenilere o dönemde her türlü imkan verilmiş. İyi eğitim almışlar maliye bakanları genellikle Ermeni olmuş. Osmanlı daha ne yapabilir? Açılan toplu mezarlar incelendiğinde katledilenlerin Türk olduğunu ifade ediyor bilim adamları, siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Ermeniler kendilerinin çok büyük katliamlara uğradığını iddia ediyorlar 1.5 milyon Ermeni’nin katledildiğini söylüyorlar. O dönemdeki bütün Ermenilerin nüfusunu topladığında 1.5 milyon etmiyor. Bu bilgiler bütün yabancı kaynaklarda var. İmparatorluk içindeki Ermeni nüfus yüzde 4.4’ tür. Bununla devlet kurmaya çalışıyorlar ve Batılılarla iş birliği yapıyorlar, savaşıyorlar. Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa’nın bizzat altında imzası olan mektupta, İtilaf devletlerinin yanında büyük bir inançla savaştıklarını belirtiyor. Savaşa giriyorsan öldürdüğün gibi ölürsün de. Fakat Ermeni toplumunu galeyana getirmek için ve Osmanlı toplumunu o bölgelerden uzaklaştırmak için Ermeni çeteler katliama başlıyor. 1914’ te tehcir olana kadar, Türklere karşı büyük bir katliam yapılıyor. 122 bin Müslüman Türk katlediliyor. Bunların içinde Kürt ve Çerkez vatandaşlarımız da var. Daha sonra 1917’ deki Bolşevik İhtilali sonrasına kadar Rusya savaştan çekilmesine rağmen burada savaş devam ediyor. Milli Mücadele döneminde yine Kâzım Karabekir Ermeni ve Gürcülerle savaşıyor. O gün katledilen müslümanlarla ilgili yüzlerce toplu mezar bulunmaktadır. Bu mezarların çoğunun Ermeni olduğunu iddia ediyorlardı. Açtık bunların çoğunun boynunda Kuran-ı Kerim ve muska çıktı. Bu durum katledilenlerin Müslüman-Türk olduğunu gösteriyor. Ayrıca bunların gen incelemesinden o bölgedeki köylerdeki insanların akrabası oldukları ve dolayısıyla Müslüman-Türk oldukları görülüyor. Ayrıca o dönemlerde şehirlerde yapılan katliamlar rapor edilmiş. Osmanlı arşivlerinde kişilerin listesine varana kadar elimizde bilgiler var. Bu arşiv belgelerinden de oradaki toplu mezardakileri tesbit edebiliyoruz. Mesela, Iğdır’ın 23 köyünde katliam işlenmiştir ve hangi köyde kaç kişi katledilmiş, köyde kaç hane varken kaç hane kalmış ya da tümüyle köy tarihten silinmiş Osmanlı arşivlerinde hepsi var. Batılıların bunları görmezden gelerek Türkiye’yi sürekli soykırım suçlamasıyla baskı altda tutmaya çalışmaları ve parlamentolarında karar almaları meselesi var. Bir defa bu işin kararını verecek merci parlamento değildir. Parlamentolar yasama organıdır. Hem bu kararları alıyorlar. Hem yargıya müdahale ediyorlar. Hem de suçladıkları kişileri Türkler diye genelliyorlar . İnsan hakları evrensel beyannamesinin 11. maddesine göre, her insana kendini savunma hakkı tanınması gerekmektedir. Bunu da hiçe sayarak savunma hakkı vermeden, Türkler soykırım yapmış diyorlar. Hangi Türkler yapmış? Ama Almanlar için bunu söylemiyorlar onlar için Naziler diyorlar. Bize gelince genelliyorlar. Böylece, bunun yanlı, ideolojik ve Türklere karşı duyulan nefretten kaynaklandığı da ortaya çıkıyor. Dünyanın her tarafında Türk var. Sırbistan’da, Boşnaklara yapılan soykırım iddialarına karşı Sırplar yapmıştır demiyorlar; faili meçhul diyorlar. Oysa o soykırımı yapan komutanlar belli hepsi kameralara çıktı. Yanlı olduklarını bu durumlar gösteriyor zaten. Türkiye bu konuda, dış devletlere karşı çok kararlı bir tutum sergilemelidir. Bu kararlı tutumun sonuçlarını da göstermelidir. Her yıl ABD’de 24 Nisan’da bu durum önümüze getiriliyor. ABD’ye bir nota verilmelidir. Bu notada Türkiye’nin tarihle yüzleşmek için herkesi, arşivlerin açılarak Tarihçiler komisyonuna davet ettiğini, buna rağmen hala soykırım iddiasının devam ettiğini, bundan böyle bu konu gündeme getirilip karar alındığı takdirde bizimle dost olmadığınız sonucu ortaya çıkacaktır, denilip devamında, Türkiye bu durumu göz önünde bulundurarak bundan böyle ilişkilerini devam ettirecektir, demeli. Amerika’ya karşı elimizde çok önemli kozlarımız var bunları kullanmalıyız. İncirlik’in faaliyeti durdurulabilir, Iraktaki ABD askerlerine yiyecek gönderilmez, mademki ben katilim, katilden yiyecek de istemesinler. Bunlar yapılabilir, zor olmayan şeylerdir. Borcumuzun olduğunu da iddia edemezler. Hükümet söylüyor IMF’ye bile 8 milyar gibi bir borcumuz kalmış, gerekirse bu millet yemez-içmez borcunu öder. Milletimiz bu fedakarlığı da yapar yeter ki Hükümet sağlam dursun. Şunu da dile getirmeliyiz; ABD ve AB’nin bütün ülkeleri bizi katil ilan ediyor. Bir katille iş birliğine neden girdikleri sorularak, sessiz sedasız dış politikamızı değiştirebilir ve hattâ AB’ ye de girmeyeceğimiz ifade edilebilir. Bütün bunlar neden yapılmaz bilmiyorum. Belki de bizim bilmeyip de siyasilerin bildiği bir şeyler vardır . Bir mecburiyetimiz ya da daha önce imzalanmış bir protokol mü var bilmiyoruz, eğer böyle bir şey varsa bu halka açıklanmalı, lüzumsuz yere biz de uğraşmayalım. ABD ve AB Özgürlük vaadiyle gittikleri her ülkeye kan kusturdular. Hiroşima’da atılan bombalar nedeniyle hala ot bitmiyor. Kızılderililerin nesli kurutuldu. Güney Afrika’da ve Cezayir’de yapılan katliamların haddi hesabı yok. Irak’ta hala bombalar patlıyor. Meydanlar kan gölüne döndü! Türkiye’yi işlemediği bir suçtan dolayı yargılamak yerine yaptıkları bu katliamların hesabını vermeleri gerekmez mi? ABD ve AB ülkeleri 1492’den itibaren dünyayı parselleyerek sömürge haline getirdiler. Birçok mazlum ülkeden önemli miktarda ham madde ele geçirdiler; altın, gümüş, sanayi maddesi gibi böylece günümüzdeki refah düzeyine ulaştılar. Yani Avrupa başka insanların sırtından bu günkü refah düzeyine ulaştı. Bu bir gerçektir. İnsan ticareti bile yaptılar; zencileri Amerika kıtasına götürüp sattılar. Afrika’dan yakaladıkları eli iş yapabilen insanları karın tokluğuna çalıştırdılar. Gemilere istif edip, ölenlerini de denize attılar. Astekler, İnkalar âdeta yok edildi. Kızılderililer bizzat ABD tarafından imha edilmdi, asıl soykırım yapılan milletler bunlardır. Nasıl oluyor da Avrupa ve ABD bunlardan söz etmiyor. Sadece Ermeniler mi insan , onların öldürdükleri insanlardan niye bahsedilmiyor? Ayrıca Balkanlar’dan Kafkasya’dan sürgün edilenler niye konuşulmuyor? Hani insan hakları, niye Irak’ta olanlar hakkında ne AB’nin ne Birleşmiş Milletlerin bir beyanı yok? Orada milyondan fazla insan öldü. 3 milyon insan kaçkın durumunda. Niye Filistin’e, Çeçenistan’a, Hocalı’ya ses çıkarılmıyor? Hepsi gözümüzün önünde gerçekleşen olaylar. Diğer taraftan Hiroşima ve Nagasaki’de 350 – 400 bin insanın hayatını bir anda kaybetmesine neden olan atom bombasını atan da ABD. Sonra da İslam dünyasına siz teröristsiniz elinizde atom bombası olmaz diyorlar. Bunları demeleri için kendi geçmişlerinin temiz olması gerekir. Kendi sicilleri bozuk. Bütün bunlar Batı’nın, kendi insanı dışında diğer insanlara bakış açısını, yani insani değerlere ne derece önem verdiğini gösteriyor. Bugün biz de onlar gibi olsaydık ne Ermeni meselesi olurdu, ne Rum meselesi, ne de Balkanlardaki milletler olurdu; hepsi Türkçe konuşurdu. Çünkü 550 sene idare ettiğiniz yerde insanların ne dillerini bozmuşsun, ne de dinlerini etkilemişsin. Biz onlar gibi olsaydık bu meselelerin hiçbiri olmazdı. O milletler de olmazdı hepsi Türkleşirdi. Ama Cezayir’de 130 sene içerisinde herkes Fransızca konuşarak kendi dilini unutmuş. İngilizler 70 sene de Hindistan’da çobana bile İngilizce öğretmiş. Bizimki mi insanca bir davranış, yoksa onlarınki mi insanlca davranış? Bunları iyi düşünmeleri ve değerlendirmeleri lazım. Selçuklular da dahil edildiğinde 850 sene boyunca Ermenilerle yaşadık. İstenseydi ne Ermeni kalırdı, ne de başka milletler; hepsi Müslüman-Türk olurdu. Bugün Osmanlı, maalesef insanlıktan suçlu bulunmaktadır. Madem yasanın Temsilciler Meclisinde kabul edilmesiyle tehdit ediliyoruz. Bizim de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ABD ve AB’nin yaptığı katliamları gündeme getirmemiz gerekmez mi? Fransızlar Cezayirlilere, ABD ise Kızılderililere, soykırım uyguladı. Avrupalılar tarafından İnkalar, Astekler neredeyse bitirildi. Hepsi Avrupalılar tarafından soykırıma uğratıldılar. Bunlar bizim tarih ders kitaplarında yer almalı. Mecliste olmaz. Bazıları mecliste bunları kabul edelim diyorlar; ama bu meclisin görevi değil, tenkit ettiğimiz bir konuyu kendi meclisimizde yapamayız. Bu durum bir Hükümet meselesi değil, devlet meselesidir. Türkiye meselesidir. Hangi parti olduğu önemli değil. Kim Hükümet olursa olsun belli bir devlet politikası olmalı ve bu politika uygulanmalıdır. ABD, Rusya gibi büyük devletlerde politikalar, stratejiler en az 50-100 yıllıktır. Bu politikaları bilim adamları hazırlar. Geleceğe yönelik tüm plan ve projeleri yaparlar. Ama Türkiye’nin bu konuda neredeyse bir gün sonrasına ait politikası yok. Bizde müesseseler ileriye dönük teşkilatlanmamış. Bilimler Akademisi yok, ya da adı var ama içinde kimse yok. Bunu çalıştıracak maddi güç de yok. Türk Tarih Kurumu vardı, bu konuları araştıran onun da teşkilat kanunu olmadığı için içinde bilim adamı yok, bomboş. Dolayısıyla temeli olmayan alt yapısı sağlam olmayan bir hareket başarısızlığa uğrar. Ülkeyi yönetenlerin her konuya hakim olmasını bekleyemeyiz; ama olması gereken, bilinmesi gereken konular da bilim adamları arasında iş bölümü yapılarak ve üzerinde gerekli çalışmalar yapılarak halledilmeli. Elde edilen veriler yönetime sunulur, yönetim de siyaset bilimcilerle, diplomatlarla bir strateji haline getirir. Oysa bizim ülkemizde bu yapılmaz; bizim ülkemizde siyasetçiler herşeyi bilir. Halbuki, bilim adamı da her şeyi bilmez, siyasetçi de. Ama ikisi bir araya gelirse her şey daha doğru bir biçime girer. Bu organizasyon yapılmalıdır. Her alanda bilim adamları, danışmanlık yapmalıdır. Ne için bilim adamı yetiştiriyoruz. Sonuçta her şey millet için olmalıdır, devlet için değil, devlet insan için vardır. Hocam peki bu söylediklerinizi bir arada düşündüğümüzde Osmanlı Devleti’nin son zamanları ile Türkiye’nin bugünkü durumu arasında bir benzerlik kurulabilir mi? Hem de çok fazla bir benzerlik vardır. Liyakat Osmanlı Devleti’nde çok önemliydi; ancak son zamanlarda ahlaksızlık rüşvet almış başını götürmüştü. Dış ülkelerin müdahalesine kimse ses çıkaramamıştır. Neredeyse günümüzde de aynı durumu yaşıyoruz. Bilgiden yoksun olma, cehalet, toplum içinde de kargaşaya neden oldu. İki bilen insan yan yana geldiğinde kavga olmaz; ama bilmeyen iki insan yan yana geldi mi kan gövdeyi götürür. 72 milyonluk Türkiye’de ne yazık ki hemen bütün kitaplar 3000-5000 tane basılıyor. Bunlar bir göstergedir. Türkiye son derece kritik bir coğrafyada bulunuyor. Onlarca devlet ve medeniyet kurulmuş ve yıkılmış bir coğrafya bu. Bu bakımdan Türkiye birlik ve beraberlik içinde olmadığı takdirde bu konular bir takım gruplar tarafından sürekli gündeme getirilecektir; Hıristiyanlığın doğu merkezi olan İstanbul’un Türkler tarafından fethi hala kabullenilemedi ve her fırsatta bu tarihi kin kusulacaktır. Daha önce Fener Rum Patriği’nin iddiaları doğrultusunda Türkiye’de Hıristiyanların baskı gördüğünü öne süren CBS televizyonu bu kez de Ermeni propagandası yaptı. Yine Bob Simon “Nazilerin Yahudilere yaptığını, Türkler Ermenilere yapmıştır, dedi. Siz bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tüm bunların nedeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yeteri kadar güçlü olmamasıdır.Türk devleti güçlü olsa bunların hiçbiri yaşanmaz. Ne Rum patriği ses çıkarabilir ne de AB. Bob Simon’un “Nazilerin Yahudilere yaptığını, Türkler Ermenilere yapmıştır.” Sözü uyduruk ve asılsız bilgiler doğrultusunda sarf edilmiştir. Türkiye’de ve dünyada çok etkili bir Yahudi lobisi var. Para harcamaktan korkmadan çalışmalarını sürdürürler. Bizim yaşadıklarımızın en büyük sebebi ekonomik ve siyasi güçsüzlüğümüzdür. Eğer güçlü olsaydık bunların hiçbiri gündeme bile gelmezdi. Kimse parlamentosunda karar alma cesaretini gösteremezdi. Patrik Bartholomeos de, Ruhban okulunun kapatılmasıyla ilgili olarak, “Böyle bir okulu sebepsiz yere kapalı tutmak utanç vericidir, suçtur” dedi. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ruhban okulunu kendileri kapattı, Türkiye kapatmadı. Orada dini sembollerin kullanılması yasaklanmıştı. Tevhid-i Tedrisat ile birlikte bütün okullar Milli Eğitime bağlanmıştı. Ama bunu kabul etmeyerek doğrudan patriğe bağlanmak istediler, bu da mümkün olmayan bir şey. Ama samimi iseler İstanbul Üniversitesi’nde bir Teoloji Kürsüsü kurulabilir bu sorun da kökten çözülür. İyi niyetini belirterek Hükümet adına konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Ruhban okulunun açılması yönünde çalışmalar olduğunu söylemişti. Bu doğru bir tutum mu? Biz devlet olarak sürekli iyi niyet diyoruz. İyi niyet hep bizim başımıza bela oluyor. İyi niyetle devlet yönetilmez. Devletler karşılıklılık prensibine göre yönetilir. Tarih kitaplarında neden Ermeni zulmü anlatılmıyor? Biz millet olarak bu ve benzeri konuları kine dönüştürmek yerine acılarımızı yüreğimize atarız. Ancak Ermeniler kimlik sorunları nedeniyle bu konuları gündeme getirerek yaygara çıkardılar. Türkiye ise bu konuları bilmeyen bir nesil yetişmeye başladı. Düşünün bu kadar önemli konular tarih kitaplarımızda bile yer almadı. Konuşulmadı, tartışılmadı. Tarih kitaplarında yer almadığı ve öğretmediğimiz için kamuoyu oluşması açısından büyük sıkıntılar çekiyoruz. İnsanlarımız bilmiyor acaba yapmış mıyız, yapmamış mıyız diyor. 2000 yılından itibaren biz Tarih Kurumunda bu konularla ilgili çok ciddi çalışmalar yaptık. Bunun sonucunda önemli sonuçlar elde edildi ve büyük ölçüde bir kamuoyu oluştu. ASALA’nın saldırıları sonucu 42 diplomatımız haince katledildi. Hem de birçoğu Avrupa’nın göbeğinde olmak kaydıyla. Bugün o şehitlerimizin adını kimse bilmiyor. Bu şehitlerimiz için neden anıt mezar yapılmıyor, yurt dışından gelen yabancı siyasetçilerin burayı da ziyaret etmesi gündeme getirilmiyor? Türkiye Ermenilerin çalışmalarını ciddiye almıyordu. ASALA’nın yurt dışındaki diplomatlarımıza ve çalışanlarımıza yaptıkları suikastlar bizim aklımızı başımıza getirdi. Çalışmalar çok daha öncesinden başlatılmalıydı ve halk bilgilendirilmeli, bilinçli hale getirilmeliydi. Ermeni teröristler diplomatımızı haince katletmekle de yetinmeyerek 1992‘de Hocalı katliamını da yaptılar. Bunları hemen unutuyoruz, balık hafızalıyız maalesef. Neden bunlar dile getirilmiyor? Bunların propagandasını yapmalıyız. Özellikle yabancıların giriş yaptıkları hava alanlarımıza 42 diplomatımızın katliamıyla ilgili anıtlar dikilmeli ve Ermenilerin yaptığı katliamları gelen giden, yerli yabancı herkese duyurulmalıdır. O diplomatlarımız devleti temsilen oralara gitti ve hiçbir suçu olmadığı halde katledildiler. Bunun bir bedeli olmalı. Türkiye bunları yapmıyor, sineye çekmeye devam ediyor. Bu şehitlerimizin isimlerini caddelere, sokaklara vermeli ve o sokakların girişine küçük bir bilgilendirme tabelası koyarak şehit diplomatımızla ilgili bilgiler yazılmalıdır. Sokaklara numara vermek yerine aziz şehitlerimizin adını versek ne olur? Böylece tarihi bir görevi de yerine getirmiş oluruz. Türkiye işlemediği bir suçtan dolayı sürekli yargılanıyor ve bu durum bir tehdit unsuru olarak kullanılıyor. Türkiye neden bu konuda kendi sesini duyuramıyor. Gerekli lobi çalışmalarını mı yapmıyor, yoksa bu konuda bir devlet politikası mı geliştiremiyor? Biz bunları unuturuz; ama batı bunları unutmaz. AB ile ilişkilerimizin her aşamasında bunlar önümüze getirilir. Bu sadece küçük Ermeni lobilerinin çalışmasıyla gündeme gelmiyor. Batı bunları ellerinde bir kozmuş gibi kullanmak için gündemine alıyor. Ermeniler konuyu atçı mı hemen ikna olurlar çünkü böyle bir durum zaten işlerine geliyor. Türklere karşı kin ve nefret içinde oldukları için hemen kabul ediyorlar. Ama bunlar bilimsel değil siyasi kararlar. Aklı selim çalışmalar yapan bilim adamları da var. Bu bilim adamları ABD’de, Fransa’da, İngiltere’de çıkıyor ve böyle bir şey yoktur diyorlar. Fakat bu bilim adamları batının arzu ettiğini söylemedikleri için ciddiye alınmıyorlar ve hatta Ermeni diasporası tarafından tehdit ediliyorlar. Türkiye’de de aynı durum söz konusu. Biz bir taraftan bilimsel verileri ortaya çıkarırken diğer taraftan bizi milliyetçilikle suçluyorlar, biz halkımızı bilgilendirmek ve o tarihte neler olduğunu ortaya çıkarmak için çalışıyoruz. Ben onların söylediği gibi bir bilim adamı olmak istemem. Doğru bildiğim neyse onu ortaya koyarım . İnsanların solcu ya da sağcı olmaları önemli değil . Her görüşten olabilir; ama bilimsel veriler tarafsızca ortaya konmalıdır. Biz tarafsız bir şekilde gerçekleri ortaya koyuyoruz . Aksine onların istediği gibi söylerseniz, hem Türkiye’de, hem de Batı’da büyük bilim adamı olarak nitelendirirsiniz. Ben öyle bir bilim adamı olmak istemiyorum. Doğrular nelerse onu söylerim. Gerekirse menfaatimi, makamımı, göz ardı ederim. Benim için önemli olan doğrulardır. Hocam, bu bağlamda Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Onun konusu dışında bir meseleye bu şekilde yaklaşmasını, belli bir ideolojinin eseri olarak nitelendiriyorum. Gerçekten de bunları neye dayanarak söylüyor? Bu konuda bir çalışma yaptı mı? Nobel Ödülü almış bir yazarımızın Türkiye’deki pozisyonu maalesef olması gereken seviyede değil. Mensup olduğun ülke seni takdir etmiyorsa Nobel almanın ne anlamı olur? Yabancıların takdirinden, kendi ülke insanlarının sevgisi herşeyin üzerindedir. Orhan Pamuk daha önceki konuşmalarında bu tür açıklamalarla cebimi doldurdum demişti. Bu sözler ne anlama geliyor? Sanırım kendi dünyasını yansıtıyor. Çoğu kişi için kimin öldüğü önemli değil, ölen dedesi olsa bile hiçbir önemi yok; önemli olan paradır. Sayın Başbakan Erdoğan’ın 100 bin kaçak Ermeni’yi gerekirse sınır dışı ederim, sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Maalesef yanlış bir ifade kullanılmıştır. 100 bin kaçak Ermeni’nin, kanunlara aykırı bir şekilde burada bulunduğunu biliyorsanız ve bununla ilgili bir çalışma başlatmıyorsanız, görevinizi yerine getirmiyorsunuz demektir. Bu durum ülkenin yönetimi açısından bir zaaf olarak değerlendirilebilir ve görevi kötüye kullanmak anlamına gelir. Böyle bir konunun bir Başbakan tarafından açıklaması uygun düşmez. Bu yönde uygulama yapmak istiyorsanız, misilleme tarzında bir açıklama yapmaksızın, kanunların gereği yerine getirilir. O zaman gerekli yerlere gerekli mesaj da gitmiş olur. Ancak burada Sn. Başbakan’ın, Türk hoşgörüsünü dile getirmek istediğini düşünüyorum. Ama bu açıklama şekil olarak uygun olmamıştır. Fatih Altaylı’nın programında Altaylı’ya bazı belgeler göstermiştiniz ve bu belgeleri şimdilik kimseyle paylaşmamasını da istemiştiniz. O belgelerde neler vardı? O belgeler, Ermenilerin öldüğünü iddia ettikleri kişilerin çoğunun ölmeyip Türkiye’de kaldığının belgeleriydi. Bu belgelerde hepsi detaylı bir şekilde yer alıyor. Nerelerde kaldıkları, nerede oturdukları hepsi var elimizdeki belgelerde. Bu belgeleri de Türkler değil Ermeniler hazırlamıştır. 1922 itibariyle ne kadar Ermeni’nin hayatta olduğunu tespit ettik. Biz ölmeyen Ermenilerin sayısını ortaya koydukça, Ermeniler sürekli kendi nüfuslarına zam yapmak zorunda kalıyor. Şimdi 3 milyon demeye başladılar. Bunların 1.5 milyonu ölürse 1.5 milyonu kalır. Enteresan olan 1922’de 3 milyon Ermeni hayattaydı. Bu tespiti Birleşmiş Milletler adına ABD ve İngiltere yaptı. O zaman ölenler kim? Bu belgelerin olması zaten onların tezini çürütüyor. Aksini söyleyen bir tek belge yok ellerinde, varsa koysunlar ortaya. Uluslar arası ilişkilerde ülkelerin dostluğu değil ekonomik çıkarları önemlidir. Azerilerin Türk olmasını da bir tarafa bırakırsak, İkili ilişkileri Ticari ve ekonomik yönüyle ele aldığımızda Ermenistan ile olan ilişkilerimiz mi daha önemli yoksa Azerbaycan'la olan ilişkilerimiz mi daha önemli? Azerbaycan’la aramızın açılması Türk Dünyası ile aramıza duvar örülmesi anlamına gelir. Ayrıca Türk Dünyası nezdinde güvenilirliğimizin de yitirilmesi demektir. Ekonomik anlamda götürüsü çok fazla olur. Tüm dünya devletleri, Türk Dünyasındaki enerji merkezlerine hücum ederken bizim buraya sırt çevirmemiz ne kadar doğru olur. Kaldı ki bizim Ermenistan ile ticari ilişkimiz yok. Bunun iyi hesaplanması gerekir. 1991 yılında Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığına kavuşması, Türkiye’nin bölgedeki rolü nedeniyle dünyada hem farklı bir heyecan hem de büyük bir kaygı yaratmıştı. Ancak Türkiye bu durumu değerlendiremedi. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Bu konu son derece önemliydi. Batı dünyası, ABD ve bölge ülkeleri bundan çok rahasızdılar. Bir entegrasyon sağlanabilirdi. Bugün de Türk cumhuriyetleriyle direk bağlantı kurma imkânımız var. Bölgenin diğer devletleriyle kurulacak bir işbirliği, bu bağlantının sağlanmasına yardımcı olacaktır. Onların da zaten bize ihtiyaçları var. Zira açık denizlere çıkabilecek kıyıları yok. Asrın fırsatını teptik. Buna rağmen özellikle sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde birtakım yeni girişimlerde bulanabilir alt yapıyı güçlendirebiliriz. Alt yapı oluşturulursa, siyasilerin de üst yapıyı oluşturmaları kolaylaşır. Türkiye’nin önü hala açık, hala önemli adımlar atabiliriz. Önemli olan, böyle bir oluşumu gönülden istemektir. Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun 20 yıl boyunca üzerinde çalıştığı 6 ciltten oluşan son kitabı: ANADOLU'DA AŞİRETLER, CEMAATLER, OYMAKLAR ![]() Özet : Bu kitabın ana kaynağını, 1453 ilâ 1650 yılları arasına ait Osmanlı tahrir defterleri oluşturmaktadır. Osmanlı devleti’nin Anadolu coğrafyasındaki Aşiret, Cemaat ve Oymakların tesbit edildiği bu çalışma, günümüz Anadolusunun demografisini yakından ilgilendirmektedir. 250′den fazla Osmanlı tahrir defteri’nin incelendiği bu araştırma yaklaşık 20 sene sürmüştür. Eser’de 41 binden fazla Aşiret, Cemaat ve Oymak ismi mevcuttur. Anadolu’nun sosyal durumu’nun şekillenmesinde çok önemli olan konar-göçer olarak tabir edilen bu yapılanma, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve Anadolu halkının kimliğinin teşkilinde, âdeta bir mihenk taşı olarak değerlendirilebilir. AYRINTILI BİLGİ İÇİN: http://www.anadoluasiretleri.com
Bu habere toplam 6 yorum yazylmy?tyr. ŞAHİN
[ 29 Mart 2010, 00:46 ]
Böyle bir dönemde yusuf hoca gibi bir bilim adamının yetişmiş olması çok önemlidir Böyle önemli konular da hassas davranan varan haberi de ayrıca kutluyorum. saygılarımla
onur
[ 28 Mart 2010, 22:05 ]
birinci dünya savaşında doğuyu yağmalamışlar, yakmışlar yıkmışlar masum insanları katletmişler
hamile kadınların karnındaki bebeğin cinsiyeti için iddiaya girerek hamile kadınların karnını yararak bebeğin cinsiyetine bakabilecek kadar kansızlar. hatice
[ 25 Mart 2010, 19:08 ]
gerçekleri günyüzüne çıkarma cesaretinden dolayı sayın halaçoğlunu kutluyorum
|
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARGALERİ |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Beden Dili
Kitap Oku
Prefabrik Evler
Altyapy: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||